Kişisel Blog Adına Herşey

Stephan Hawking’in Bilgisayar Konuşması Çevirisi:

Adım Stephan Hawking
fizikçi, kozmolog ve birazda hayal perestim
hareket edememe ve bilgisayar aracılığı ile
konuşmak zorunda olmama rağmen
zihnimde tamamen özgürüm

Evren hakkındaki en derin sorular içinden
en derinini keşfedin
evreni yaratan ve kontrol eden bir tanrı var mı?
yıldızları gezegenleri sizi ve beni.

Bunu öğrenmek için doğa yasalarında bir yolculuğa çıkacağız.
ve ben evrenin nasıl oluştuğu ve gerçekten nasıl işlediğini
anlatan çağlar yaşındaki sırrın yanıtının orada olduğunu düşünüyorum.
izleyip öğrenin

Evreni Tanrımı Yarattı?

Yakın zamanda evreni Tanrı’nın yaratıp yaratmadığı
sorusunun yöneltildiği bir kitap yayımladım.
Bir miktar sansasyon yarattı.
Bir bilimcinin din konusunda söyleyecek hiç bir şeyi olmadığını
düşünenler hoşnut değildi.
Kimseye neye inanıp inamayacağını söylemeye niyetim yok
fakat bana göre tanrının var olup olmadığı bilim için
geçerli bir sorudur. Neticede evreni ne yada kim yönetiyor
sorusundan daha önemli. yada daha büyük bir gizem tahayyül etmek
çok güçtür.

Çok uzun zaman önce yanıt neredeyse hep aynı idi:
“Her şeyi tanrılar yarattı.”
Dünya ürkütücü bir yerdi.
Vikingler gibi dayanıklı olanlar bile doğa olaylarını anlamlandırmak için
doğa üstü varlıklara inandılar. Şimşekler yada fırtınalar gibi.
Vikingler birbirinden farklı bir çok tanrıya inanıyorlardı.
Thor Şimşek Tanrısıydı
Bir vbaşka tanrı Aegir deniz fırtınalarını yarattı fakat en korktukları tanrı, Skoll’ du
bu gün güneş tutulması adını verdiğimiz tüyler ürpertici doğa olayından sorumluydu.
Skoll gökte yaşayan kurt biçimli bir tanrıydı. Bazen Güneşi yiyerek günün geceye dönüştüğü
ürkütücü anın yaşanmasına neden olurdu.Bilimsel açıklamalardan yoksun bir durumdayken
güneşin ortadan kayboluşunu izlemenin ne kadar rahatsızlık verebileceğini hayal edin.
Vikingler, onlara anlamlı gelen tek yolla yanıt verdiler.
kurdu ürkütüp kaçırmaya çalışarak.
Vikingler bu davranışlarının, güneşin geri dönmesine sebep olduğuna inandılar.
elbette artık bununla bir ilgisi olmadığını biliyoruz. Güneş yeniden ortaya çıkacaktı er geç.

Kainat göründüğü kadar doğa üstü ve gizemli olmayabilir.Fakat hakikatı ortaya çıkarmak
vikinglerin bile sahip olduğundan daha fazla cesaret ister.
sizin ve benim gibi sıradan ölümlüler evrenin nasıl işlediğini kavrayabilirler.

Bunun vikinglerden çok önce Antik yunan’da farkına varıldı
M.Ö 300 lerde, Aristarkus Adında bir filozof da tutulmaların cazibesine kapılmıştı.

Bilhassa ay tutulmalarına. Bunlara Tanrı’ların neden olup olmadığını soracak kadar yürekliydi.

Aristarkus gerçek bir Bilim öncüsüydü. Gökyüzünü dikkatle inceleyerek cesaret gerektiren bir sonuca ulaştı.

Tutulmanın tanrısal bir olay olmadığını, bunun aslında ayın önünden geçen Dünya’nın gölgesi olduğunu anlamıştı.
bu keşiften yola çıkarak, başının üzerinde ne olup bittiğini çözebildi.
Güneş, Dünya ve Ay arasındaki ilişkiyi doğru biçimde gözteren şemalar çizdi.

Yıl M.Ö 300

Buradan çok daha olağanüstü sonuçlara ulaştı. herkesin düşündüğü gibi Dünyanın evrenin mmerkezinde olmadığı
aksine güneş çevresinde dolandığı sonucuna vardı Aslında bu düzenin kavranışı tüm tutulmaları açıklıyordu.
Ay’ın gölgesi dünya üzerine düştüğünde Güneş tutulması meydana geliyordu.
Ve dünya ayı gölgelediğinde ay tutulması oluyordu. fakat Aristarkus bunu daha da ileriye götürdü.
O zamanlarda inanıldığı gibi Yıldızların, göğün döşemesindeki küçük delikler olmadığını, yıldızların da
bizimkine benzeyen fakat çok uzaklardaki güneşler olduğunu ile sürdü.
Ne muhteşem bir kavrayış olmalı! Kainat, yasalar veya ilkeler tarafından yönetilen bir makinadır.
insan zihni tarafından kavranabilen yasalar

bu yasaların keşfinin insan türünün en büyük başarısı olduğuna inanıyorum.
Bu gün doğa yasaları dediğimiz bu keşif, evreni açıklayabilmek için bir tanrıya ihtiyacımız
olup olmadığını bize gösterecektir.

asırlar boyunca benim gibi engelli insanların tanrının laneti altında yaşadığına inanıldı.
yukarıda birini kızdırmış olmam olası olsada her şeyin bir başka şekilde,
doğa yasalarıyla açıklanabileceğini düşünmeyi yeğlerim

Peki doğa yasası tam olarak nedir.ve neden bu kadar güçlüdür.
bir tenis maçıyla bunu göstereceğim:
Tenisi yöneten iki grup yasa vardır.
Birinci grup insan kaynaklıdır:
Oyun kuralları
kortun büyüklüğünü, filenin yüksekliğini ve bir topun hangi durumda içerde yada
dışarda sayılacağını belirleyen şeyleri yönetir.
eğer tenis birliği dilerse bu kurallar akla uygun biçimde değiştirilebilir.
ancak oyuna hakim olan diğer yasa grubu sabittir.
Topa vurulduğunda ne olacağını onlar belirler.
uygulanan kuvvet ve raket vuruşunun açısı bundan sonra ne olacağını kesin olarak belirler.

Doğa yasaları: Geçmiş, şimdi ve gelecekteki şeylerin nasıl çalıştığının bir açıklamasıdır.
teniste top daima yasaların belirlediği yöne gider. Burada devreye giren başka yasalarda vardır.
atış enerjisinin oyuncuların kaslarından nasıl üretileceğinden, ayaklarının altındaki çimlerin uzama hızına
kadar her şeyi yönetirler.

Fakat asıl önemli mesele, bu yasaların değişmez olduğu kadar evrensel olup olmadığıdır.
Yalnızca havada uçan bir topa değil bir gezegenin hareketine ve evrendeki herşeye uygulanabilirler
İnsanlar tarafından belirlenen kurallardan farklı olarak doğa yasaları asla çiğnenemez.
Buda neden bu kadar güçlü olduklarını ve inanç açısından da tartışmalı olduklarını açıklar

Benim gibi doğa yasalarının sabit olduğunu kabul ederseniz, çok geçmeden tanrının buradaki rolu nedir.
sorusu akla gelecektir. bu bilim ve din arasındaki çelişkinin önemli bir parçasıdır.
görüşlerim yakın zamanda manşet olsada bu çok eski bir çatışmadır.

1277’de papa XXI loannes, doğa yasalarını “din karşıtı” olarak nitelendiren bir ferman yayınladığı için
kendini fazlasıyla diken üstünde hissediyordu. malesef bu, yer çekimini yöneten yasayı hiç etkilememişti.
bir kaç ay sonra sarayın çatısı papa’nın üzerine çöktü. ancak organize dinler geçikmeden bir çözüm buldular.
sonraki bir kaç yüz yıl boyunca doğa yasalarının tanrının işi olduğu ifade edildi
ve tanrı dilerse bunları çiğneyebilirdi. bu görüş mükemmel mavi gezegenimizin her şeyin merkezinde hareketsizce durduğu
düşüncesinden destek almıştır. tüm yıldızlar ve gezegenler dikkatle tasarlanmış, bir saat mekanizması gibi
Dünyanın etrafında dönüyorlardı. Aristarku ‘ un fikirleri ise uzun zaman önce unutulmuştu.

Fakat insanlar doğuştan meraklıdır Galileo Galilei gibi bazıları, tanrının düzeneğine bakmaktan kendilerini alamadılar
yıl 1609 du ve bu defa netice her şeyi değiştirecekti.
Galileo, modern bilimin kurucusu ve kahramanlarımdan biridir. Bilimle benzer bir şekilde,
evrene yeterince yakından bakarsak neler olup bittiğini görebileceğimizi düşündü.
mercekleri, gece göğünü ilk kez 20 kat büyütebilecek hale getirinceye dek mükemmelleştirmeye azmetmişti.
Hepsini dikkatle bir araya getirerek bir telekop oluşturdu. padua’ daki evinde bu telekopu kullanarak jüpiteri inceledi.
geceler boyunca ve harikülade bir keşif yaptı:
dev gezegene çok yakın üç küçük nokta. başta noktaların çok solgun yıldızlar olması gerektiğini düşündü.
fakat bir kaç gece daha izledikten sonra hareket ettiklerini gördü. ve ardından dördüncü nokta ortaya çıktı.
bazan bazısı jüpiterin arkasında kayboluyor sonra tekrar ortaya çıkıyordu.
Bunların dev gezegenin çevresini dolaşan uydular olması gerektiğini anlamıştı.
İşte bu da en azından bazı cisimlerin dünyanın yörüngesinde dönmediğinin kesin kanıtıydı.
bu keşiften esinlenen Galileo, dünyanın aslında güneşin yörüngesinde dönmesi gerektiğini ileri sürdü.

Aristarkus başından beri haklıydı

Galileo’nun keşfi bir düşünce devrimi başlatarak sonun da dinin bilimin yakasından düşmesini sağladı.
fakat 17. yüzyıl da, Galileo’nun kilise ile başının büyük derde girmesine sebep oldu.
Dine karşı geldiğini kabul ederek idam edilmekten güç bela kurtulabildi.
ve yaşamının son dokuz yılını ev hapsinde geçirdi.

Efsaneye göre, günah çıkarmış olmasına rağmen şöyle mırıldanmıştır.
“yine de dönüyor”

Sonraki üç yüz yıl boyunca daha fazla doğa yasası keşfedildikçe
bilim: şimşeklerden, depremlere; fırtınlardan, yıldızların parlamasına değin her türlü olayı açıklamaya başlar.
her yeni keşif tanrı’ta olan gereksinimi ortadan kaldırır.
sonuçta tutulmasının ardında yatan bilimi bilirseniz gökte yaşayan kurt tanrıya inanma ihtimaliniz azalır.

İkinci bölümün metni:

fakat geride bir kaç bilinmeyen kalıyor.

dünya döndüğüne göre, Tanrı onu hareket ettirmiş olamazmı?
sonuç ta evreni yaratanda zaten tanrı değil mi?

1958 ‘de, Vatikan’da bir kozmoloji konferansına katıldım.
Bilim insanları, Papa II. Loannes Paulus’un huzurunda bir araya geldiler.
papa, evrenin işleyişi üzerine çalışmanın uygun olduğunu söyledi.
fakat evrenin kökeni hakkında soru sormamalıydık.
çünkü ucunda tanrı’nın parmağı vardı.

Özellikle, tavsiyesini dinlemediğimi söylemekten memnunum.
merak duygumun üstesinden o kadar kolay gelemezdim.
kozmologların görevinin evrenin nereden geldiğini anlamaya çalışmak olduğuna inanıyorum.
neyse ki, göründüğü kadar zor değil.
karmaşıklığına ve değişkenliğine rağmen..
bir evreni üretebilmek için üç malzemeye ihtiyacınız var.

Bir tür kozmik yemek kitabında bunları sıraladığımızı hayal edelim

Stephen Hawking
Cosmic cookbook (evrensel yemek kitabı)
evreni hazırlayabilmek için ihtiyaç duyacağınız üç malseme ne olurdu?
1 – madde
yani kütleden oluşan malzemedir.
madde dört bir yanımızdadır.
ayağımızın altındaki zeminde
ve uzayda
toz, kaya, buz ve sıvılarda;
engin gaz bulutlarında…
milyarlarca güneşi barındıran
inanılmaz mesafelere ulaşan
dev yıldız sarmallarında
ihtiyacınız olan 2. maleme, enerjidir
2- enerji
üzerinde hiç düşünmesek bile, enerjinin ne olduğunu biliriz.
her gün karşılaştığımız bir şeydir.
güneşe bakın
onu gökyüzünde hissedebilirsiniz.
150 milyon kilometre uzaklıktaki bir yıldızın ürettiği enerji.
enerji tüm evrene nufuz eden
ve onun sürekli hareketli
ve değişken bir yer olmasını sağlayan enerji
o halde, madde ve enerjiye sahibiz.
evreni oluşturmak için ihtiyacımız olam üçüncü şey, boşluktur.
3- boşluk
çok fazla boşluk.
evrene pek çok şekilde hitap edebilirsiniz.
müthiş.
zarif.
kudretli.
evren için söyleyemeyeceğimiz tek şey, “sıkışık” tır.
nereye bakarsak bakalım boşluğu görürüz.
ve daha fazla boşluk..
ve daha fazla.
her yanı kaplayan..
başınız döndürmeye yetecek kadar boşluk.

Peki tüm madde, enerji ve boşluk nereden gelmiş olabilir?

20. yüzyıl’a değin hiç bir fikrimiz yoktu.

Yanıt bir kişinin fikirlerinden geliyor.
Muhtemelen, şimdiye kadar yaşamış en olağanüstü bilim insan’ından.

Adı Albert Einstein’dı.

Öldüğünde yanlızca 13 yaşımda olduğumdan, ne yazıkki onunla hiç tanışamadım.
Einstein oldukça olağanüstü bir şeyin ayırdına varmıştı.
evreni oluşturmak için gereken iki ana bileşen, kütle ve enerji..
aslında aynı şeylerdi.
aynı madalyonun iki yüzü de diyebilirsiniz.
ünlü denklemi E=mc2 basitce
kütlenin bir tür enerji olarak düşünülebileceği anlamına geliyordu veya tam tersi.
Üç bileşen yerine, evrenin artık yanlızca iki tanesine sahip olduğunu söyleyebiliriz.

Enerji ve Boşluk

Peki, Tüm enerji ve boşluk nereden geldi?
Yanıt, bilim insanlarının onlarca yıllık çalışmaları sonucunda bulundu.

Boşluk ve Enerji

bugün büyük patlama dediğimiz olay sonucu kendiliğinden oluştu.
büyük patlama anında boşlukla birlikte enerjiyle dolu bir evren ortaya çıktı.
Tümü hava üflenen bir balon gibi şişti.

Peki tüm enerji ve boşluk nereden geldi?

Enerji ile dolu bütün bir evren, akıl almaz genişlikteki boşluk..

Ve içindeki her şey basit bir şekilde hiçlikten nasıl ortaya çıkıverdi?
Bazılarına göre burası Tanrı’nın sahneye çıktığı yerdir.
enerji ve boşluğu yaratan tanrı idi

Büyük patlama, yaratılış anıydı.

Fakat bilim, hikayeyi başka bir şekilde anlatıyor.
başıma iş açma pahasına da olsa
vikingleri korkutan doğa olaylarından
çok daha fazlasını anlayabileceğimizi düşünüyorum
einstein tarafından keşfedilen madde ve enerji eşdeğerliliğinde ki
güzelliğin ötesine gidebiliriz.
doğa yasalarını evrenin kökenini irdeleyerek
bunun tek açıklamasının bir tanrı’nın varlığı olup olmadığını
keşfetmekte kullanabiliriz.

İkinci dünya savaşı sonrası, ingiltere’de tasarruf zamanlarında büyümüştüm
bize, her şeyin bir karşılığı olduğu öğretildi.
Ama artık, ömür boyu çalışmadan sonra
bütün bir evreni karşılıksız elde edebileceğimizi düşünüyorum.

Büyük patlama’nın merkezinde yer alan büyük gizem.
boşluk ve enerjiden oluşan olağanüstü büyüklükteki bir evrenin
hiçlikten nasıl meydana geldiğini açıklayabilir.

Bu sır evrenimizle ilgili en tuhaf olgulardan birinde saklı.
fizik yasaları, negatif enerji denen bir şeyin var olmasını gerektirir.

Bu tuhaf, ancak can alıcı kavramı anlayabilmemiz için
basit bir benzerlik kurayım.
düz bir toprak parçasında bir tepe inşa etmek isteyen bir adam hayal edin.
Tepe evreni temsil etsin
bu tepeyi oluşturabilmek için yerde bir çukur kazar.
ve tepeyi yapmak için topraktan yararlanır.
Ancak şüphesiz yanlızca tepe oluşturmakla kalmaz
bir çukurda yaratır
aslında, tepenin negatif modelini.
çukurda yer alan madde, artık tepeye dönüştü.
böylece hepsi mükemmel bir şekilde eşitlenir.

Bu evrenin hemen başlangıcında neler olup bittiğini açıklayan ilkedir.
Büyük patlama muazzam miktarda pozitif enerji üretirken
aynı zamanda eş miktarda negatif enerji de üretmiştir.
Bu şekilde, pozitif ve negatif enerji daima birbirini sıfırlar.
bu doğanın bir başka yasasıdır.

Peki bugün, tüm bu negatif enerji nerede?

Kozmik yemek kitabımızdaki üçüncü malzemede.
Boşlukta.

Kulağa tuhaf gelebilir ama en eski bilimsel yasalar arasında yer alan
kütle çekim ve hareket ile ilgili doğa yasalarına göre
boşluk muazzam bir negatif enerji deposudur.
Her şeyin sıfıra denk gelmesini sağlamaya yetecek kadar.
Matamatikle ilgilenmediğiniz sürece
bunu kavramanın çok güç olduğunu kabul ediyorum.
Fakat hakikat böyle.
Kütle çekimi ile birbirini çeken uçsuz bucaksız galaksi ağı
dev bir depolama aleti gibi çalışır.
Kainat, negatif enerjiyi depolayan dev bir pile benzer.
bugün gördüğümüz kütle ve enerji gibi pozitif yöndeki şeyler
bahsi geçen tepeye benzer.
Tepeye karşılık gelen çukur yada negatif yöndeki şeyler boşlukta yayılırlar.

Peki bu ne anlama gelir?

Tanrının Var olup olmadığını bulmak için bir başka arayış mı?

Evren hiçliğe ulaşıyorsa onu yaratmak için bir tanrıya ihtiyacınız yok demektir.
Evren karşılıksız elde edilen bir yemektir.

Evrendeki pozitif ve negatif enerjinin sıfıra denk olduğunu bildiğimizden
artık, geriye neyin ya da belki de kimin
tüm süreci başlattığını anlamaya çalışmak kalıyor

Bir evrenin kendiliğindem ortaya çıkmasına ne sebep olabilir?

İlkin kafa karıştırıcı bir sorun gibi görünüyor.
Neticede, günlük yaşantımızda bir şeyler aniden karşımızda cisimleşmez.
Canınız istediğinde parmaklarınızı şıklatarak
ortaya bir fincan kahve çıkaramazsınız değil mi?
diğer malzemelerden onu meydana getirmeniz gerekir.
kahve çekirdekleri
su
belki süt ve şeker gibive bu kahve fincanından süt molekülleri boyunca
atomik seviyeye inip ve oradan da atom altı seviyeye geçtiğinizde
en azından kısa bir süre için hiçlikten bir şeylerin ortaya çıkabildiği
bir dünyaya ulaşaşırsınız.
Bunun sebebi bu ölçekte, proton gibi parçacıkların
kuantum mekaniği adını verdiğimiz doğa yasalarına göre hareket etmesidir.
Ve sahiden tesadüfi bir şekilde ortaya çıkabilirler.

Kısa bir süreliğine ortaya çıkarlar
ve başka bir yerde yeniden ortaya çıkmak için tekrar kaybolurlar.

Evrenin bir keresinde de bir protondan daha küçük olduğunu bildiğimizden
Bu, olağanüstü bir şey demektir.
Bu, evrenin kendisinin ve bütün bu akıllara durgunluk veren enginliğinin
ve karmaşıklığının, bilinen doğa yasalarını ihlal etmeksizin
bir anda hiçlikten ortaya çıkabileceği anlamına gelir.
bu andan itibaren, uzay genişledikçe olağanüstü miktarda enerji salındı.
Bütün negatif enerjiyi depolayan bir yer dengelenmeye ihtiyaç duyar.
Fakat önemli bir soruyla karşı karşıya kalırız.

Büyük Patlama’nın Meydana Gelmesini Sağlayan
Kuantum Yasalarını Tanrı’ mı Yarattı?

Kısacası, büyük patlama’nın meydana gelebilmesi için
gerekli her şeyi düzenleyen bir tanrıya ihtiyacımız var mı?

Kimseyi inancı nedeniyle gücendirmek istemesem de,
bilimin ilahi bir yaratıcıdan
Daha ikna edici bir açıklama getirdiğine inanıyorum.

Bu açıklama, nedensellik ilkesiyle ilgili tuhaf bir şey, dolayısıyla
mümkün hale gelebilir
Günlük deneyimlerimiz başımıza gelen her şeyin,
zamanda önceden yaşanan bir şeyin sonucu olduğuna bizi ikna eder
dolayısıyla, evrenin meydana gelmesine bir şeyin
belkide tanrı’nın neden olduğunu düşünmemiz doğaldır.

Ancak evrenin tamamı için konuşuyorsak
illede böyle olması şart değildir

Açıklayayım

Dağ yamacından akan bir nehir hayal edin
nehrin oluşmasına neden olan nedir?

Belki, yağmurdur?
Önceden dağlara yağan yağmur.
Peki, yağmura ne neden oldu?
Uygun yanıt, güneş’tir.
Okyanus üzerinde parlayan ve su buharının gökyüzüne yükselip
Bulutların oluşmasını sağlayan güneş,tamam.
Peki, güneş’in parlamasına neden olan nedir?
Güneşin içine baktığımızda
hidrojen atomlarının helyumu oluşturmak için birleşirken
muazzam miktarda enerji açığa çıkardıkları füzyon adı verilen olaya tanık oluruz

Şimdilik iyi gdiyoruz

Peki hidrojen nereden geliyor?
yanıt:
Büyük patlama’dan (big bang)
işte, can alıcı kısım
doğa yasaları, evrenin protonla benzer bir şekilde
bir anda ortaya çıktığını söylemekle kalmaz
enerji açısından hiç bir şeye gereksinim olmadığını da söyler.

Fakat büyük patlama’ya hiçbir şeyin neden olmaması muhtemeldir.

Hiçbir şey.

Bunun açıklaması einstein’in kuramlarında
ve uzay ve zamanın evrende esasen nasıl birbirine bağlandıklarını
açıklayan fikirlerinde yer alıyor.

Büyük patlama anında harika bir şey olmuştur.

Zaman başlamıştır.

Bu anlaşılması güç fikri, kavramak için şunlardan birini düşünün.
uzayda sürüklenen bir kara delik.
Tipik bir kara delik, kendi içine çöken büyük bir yıldızdır.
o kadar büyüktür ki ışık bile kütle çekim kuvvetinden kaçamaz
neredeyse hep mukemmel derecede siyah olmasının nedeni budur.
çekim alanı o kadar kuvvetlidir ki
yanlızca ışığı değil zamanı da eğip büker.

Nasıl olduğunu anlamak için bir saatin kara deliğin içine çekildiğini hayal edin
Saat kara deliğe yaklaştıkça giderek yavaşlamaya başlar.
Zaman, yavaşlamaya başlar
Şimdi saatin kara deliğe girdiğini hayal edin.
Tabi, çok büyük çekim kuvvetleri karşısında dayanacağını varsayarsak
saat gerçekten duracaktır.
Saat bozuk olduğundan değil
kara deliğin içinde zaman var olmadığı için duracaktır.

Evrenin başlangıcında olan da tamamen budur.

Evrenin başlangıcında zamanın oynadığı rolun
yüce bir tasarımcıya olan gereksinimini ortadan kaldıran
ve evrenin kendi kendiniyarattığını gösteren
nihayi çözüm olduğuna inanıyorum

Zamanda büyük patlama anına doğru seyehat edersek
kainat giderek küçülür.
Daha küçük daha da küçük
sonunda tüm kainat, aslında sonsuz derecede küçük
sonsuz derecede yoğun bir kara delikten ibaret
küçük bir alana sıkışıncaya değin küçülür.

Bu gün uzayda dolaşan kara deliklerde olduğu gibi
doğa yasaları oldukça sıra dışı bir şey anlatır.
Bu noktada da zamanın durması gerektiğini söyler.

Büyük patlama’dan önce zamanı bilemezsiniz.
çünkü büyük patlama’ dan önce zaman diye bir şey yoktur.
sonunda, nedene sahip olmayan bir şey bulduk
çünkü bir nedenin olması için zaman mevcut değidir.
bana göre bu, bir yaratıcının var olma olasılığı yok demektir.

Çünkü bir yaratıcının var olması için zamanın mevcut olması gerekir.

Zaman, büyük patlma anında başladığından
herhangi biri veya herhangi bir şeyin
neden olamayacağı veya yaratamayacağı bir olaydır.

Bilimi keşfetmemizi sağlayacak yanıtı sundu.

İnsan oğlunun bulmak için 3000 yıldan fazladır çaba harcadığı bir yanıt.
Kütle enerji üzerinde etkili olan doğa yasalarının
en sonunda bizi ortaya çıkaran süreci nasıl başlattığını keşfettik.
Burada, gezegenimizde bütün bunların çözülmüş olmasından memnunuz.

Bu nedenle bana tanrı’nın kainatı yaratıp yaratmadığını sorduklarında
bunun bir anlam ifade etmediğini söylerim
zaman, büyük patlama’dan önce yoktu
dolayısı ile tanrının evreni yaratabilmesi için zaman mevcut değildi.

Dünyanın kenarının hangi yönde olduğunu sormak gibi bir şey bu.
dünya bir küredir, kenarı yoktur.
bu nedenle kenarını aramak beyhude bir çabadır.

Hepimiz istediğimize inanmakta özgürüz.
Ve benim görüşüme göre, en basit açıklama tanrının var olmamasıdır.

Kainatı kimse yaratmadı, kimse kaderimizi çizmiyor.
ve bu, tam olarak şunun farkına varmamı sağladı:
muhtemelen cennet ve öbür dünya diye bir yer yok
kainatın görkemli tasarımının kıymetini bilmek için
yanlızca bir tek hayata sahibiz.
ve bundan son derece memnunum.

 

Alıntıdır: http://irfancil.blogspot.com.tr/2014/01/evrenin-baslangicibing-bangden-oncesi.html

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Etiket Bulutu

%d blogcu bunu beğendi: